12-) Sembollerin Gizemi- Mu Kozmik Diyagram- Ed Tamgası- Çolpan Yıldızı- Davud’un Kalkanı- Mühr-ü Süleyman-

looooooo Hemen tüm inançlarda ve kültürde bu sembole rastlarız. Her toplum kendi meşrebince yorumlayıp, tabiatlarına göre bir anlam vermiş. Peki bu sembolün ilk kullanım alanına çıktığı yer neresi?  Görselde ki mühür, İslam ve Yahudî dünyasına göre Davud mührüdür. Davud’un MÖ.1000-MÖ.962 yılları arasında yaşadığı düşünülmektedir. Genelkurmay Başkanlığına göre ise 7000 yıllık kaya çizimlerinde bulunan bir Türk tamgasıdır. Moğolistan devletine göre de bir Türk tamgasıdır ve bu nedenle Moğol meclisi bahçesinde Türk tamga anıtında bulunmaktadır. Tarihçilere göre ise Museviliği benimsemiş Hazar Türkleri tarafından Yahudî, İslâm dinini benimsemiş Türkler tarafından da İslam dünyasına geçmiştir. Keza bir diğer görüş; “Altı kollu yıldız motifinin daha tunç devrinden itibaren Ortadoğu coğrafyasında sıklıkla kullanıldığı arkeolojik kalıntılardan bilinmektedir. Roma, İbrani, Asur, Bizans gibi eski medeniyetlerden kalan eserler üzerinde de göze çarpmaktadır.” (peki buralara nereden gelmiştir?) Mitoloji de ve Pagan dönemlerinde de kendisine bereket ve güç atfedilmiş bir sembol olmuş bunu da belirteyim. Öncelikle klasik olarak günümüzde nasıl adlandırılıyor ona bir bakalım;

1-) DAVUD’UN KALKANI= İsrail bayrağında bu simge dalgalanır. ve Yahudiler adeta kendi kimlikleriyle  özdeşleştirmişlerdir. Davud’un Yıldızı veya İbranice adıyla Davud’un Kalkanı (מָגֵן דָּוִד veya מגן דוד: Magen David), ismini tarih öncesi İsrail’in kralı Davud’dan alır. Davud’un oğlu Süleyman’ın adıyla, Süleyman’ın Mührü olarak da anılır. Genel olarak Museviliğin ve Yahudi kimliğinin bir sembolü olarak kabul edilir. Aslen kalkanı sembolize etmekle beraber Orta Çağ’dan beri Yahudi Yıldızı olarak bilinmiş ve daha eski bir sembol olan Menora (Yedi Kollu Şamdan) ile birlikte adı Yahudilikle beraber anılmıştır.

 İbranice’de magen sözcüğü, savunma anlamındaki “lehagen” veya “hagana” sözcükleriyle aynı köke sahiptir ve “savunucu, koruyucu” anlamını taşır. Ayrıca İbranice’de askeri bir savunma aracı olan “kalkan” için de magen kelimesi kullanılır.
 
İsrail Devleti’nin 1948 yılında kurulmasıyla beraber, Davud’un Kalkanı İsrail bayrağında yer almıştır. Hıristiyan ve Yahudiler arasında mühr-i Süleyman’a “Davud Yıldızı” denilmektedir. Onlar altıgen mührün üzerindeki yıldızın her bir köşesinde sıra ile İbrahim, İshak, Yakup, Musa, Harun ve Davud isimlerinin yazılı olduğuna inanırlar. Bugünkü İsrail devletinin bayrağı üzerinde de hexagram bulunmasının sebebi budur. Mühr-i Süleyman’ın önemi Yahudilerce bir amblem olarak kullanılmaya başladıktan sonra artmıştır. Mührün, İlahî himayeyi sembolize ettiğine inanan Yahudiler sonraki dönemlerde bu şekli sancak ve flamalara, muskalara nakşetmişler, büyücülük tılsımı olarak sıklıkla kullanmaya başlamışlar, zamanla ona kudsiyet atfedilmiş ve özellikle dinî ikbal uğrunda kullanmışlardır.

 2-) MÜHR-Ü SÜLEYMAN= İslamiyette de bu sembole önem verilir. Hz. Süleyman hürmet görür.Yüce ALLAH’ın CELÂL ve CEMÂL sıfatlarını sembolize eder. Bu yüzden Gök ikilisi, yani iki ilahi vasıf açıklaması son derece yerindedir. Kur’an’da anlatıldığına göre, Hz. Süleyman bu MÜHÜR’ü yüzüğünde taşırmış. O yüzüğe sahip olduğu sürece de kuşların, Karıncaların dilini anlar, cinlere hükmedermiş. Bir gün cinlerden biri bu yüzüğü çalmış, SÜLEYMAN da bu kudretini kaybetmiş.  Mühr-i Süleyman, İslam tezyini sanatlarının metal, ahşap, mimari, dokuma gibi pek çok dalında da nakış amaçlı kullanılmıştır. Birinin tepesi diğerinin tabanına geçirilmiş iki eşkenar üçgenin figüratif birleşimindeki kontrast, özellikle yapı süslemelerinin göbek motifi olarak çok cazip görülmüştür. Mühr-i Süleyman’ın bulunduğu yere şeytanın giremediğine dair halk inancından dolayı da taş, ağaç, cam, kağıt vb. satıhlarda merkezî motif niyetine kullanılmıştır. Yine bu inanıştan dolayı Cami,  Alevi-Bektaşi tekkeleri vb. mekanların kubbe veya tavan nakışlarında  mühr-ü Süleyman desenleri bulunur. Anadolu Selçukluları, Artukoğulları ve İlhanlıların eserlerinde bilhassa kubbelerin kilit taşlarında sık rastlanır. Osmanlılar da ise başta hamam kubbe delikleri olmak üzere mezar taşları, cami tezyinatları, anıtlar ve kemer kilit taşlarıyla; çini, seramik gibi mimariyi ilgilendiren hususlarda şeytanı uzaklaştırma amacıyla; mutfak eşyalarında, çeşmelerde, sebillerde zehirlenmeye karşı tılsım niyetine; serpuş, tolga vb. başlıklarda güç sembolü olarak; giyim eşyaları ve takılarda hırz ve vefk olsun diye kullanılmıştır. Nitekim Barbaros Hayreddin Paşa’nın, rüzgara hükmedebilmek maksadıyla sancağına Mühr-ü Süleyman motifi nakşettirmesi bu geleneğin bir neticesidir. Aynı motif “Ön Türk” devletlerinin sancaklarında da kullanılmıştır. Yine Karamanoğlu Beyliği, Teke Beyliği Sancağı ve Candaroğulları Beyliğinin bayraklarında bu arma vardır… Safevi-Kaçar-Afşar-Akkoyunlu-Karakoyunlu Türkmen devletlerinde de görülür. Hindistanda ki Babür İmparatorluğunda da…

3-) ÇOLPAN YILDIZI=  Hilal simgeli bayraklar Ön Türk boylarında da kullanılmış. Mührü Süleyman olarak adlandırılan yıldızın kökeni Orta Asya’ya uzanıyor. 

SUNA-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü’nce ortaya çıkarılan Mührü Süleyman amblemli eski Türk bayrakları, Antalya’da günün konusu olurken, bu çalışmaya bir destek de, Türkoğuz Oluşumu’ndan geldi. Türkoğuz Oluşumu adına bilgi veren İpekyolu Orta Asya Devran Grubu Başkanı Yazar Serhat Kunar, Mührü Süleyman ve Hilal simgeleri taşıyan bayrakların, sadece Antalya ve Alanya’da değil, Orta Asya’da Ön Türk boylarında da kullanıldığını açıkladı. Serhat Kunar, açıklamasında, Mührü Süleyman diye adlandırılan bu yıldız simgesinin, Türk boylarında ‘‘Çolpan Yıldızı’’ olarak tanımlandığını söyledi. 

Ön Türk boylarında, iç içe geçmiş iki üçgenden oluşan altıgen yıldız şeklinin ‘‘Tamga’’ olarak kullanıldığını ifade eden Tarih Araştırmacısı Serhat Kunar, şunları söyledi: 

Yaratan ve Yaratılan= ‘‘Ön Türk Tarihinde iç içe geçmiş iki üçgenden oluşan bu altıgen yıldızın ‘‘Yaratan ve yaratılan’’ı ifade ettiği belirtilmektedir. Ön Türk boylarında bu yıldız ‘‘Temur Kazık’’ yani Kuzey yıldızını simgelemektedir. Daha sonra bu yıldızın adı, bazı Türk boylarınca ‘‘Çolpan Yıldızı’’ olarak adlandırılmıştır. Çolpan Yıldızı, tüm Türk boylarınca, Yaradan Tanrı’nın bir lütfu ve kendilerinin yıl göstericisi olarak kabul edilmiş ve ‘‘Temuk Kazık’’ yani kırmızı renkli sabit yıldız olarak isimlendirmişlerdir.’’ Kutsal Işık Salamon= İç içe geçmiş iki ters üçgenden oluşlan altı köşeli bir yıldız olarak betimlenen bu yıldızın, M.Ö. 4 binlerden itibaren, Orta Avrupa’da İdil-Ural ve Alplerde, Anadolu ve Mezopotamya’da görülmüş çeşitli Gök-Kög Türklerinin damgalarında kullanıldığını ifade eden Kunar, bu simgenin Mezopotamya’da da kutsal ışığı ifade ettiğini söyledi. ‘‘Isolaman-Salamon’’ denen kutsal ışığın Arap dilinde fonetik söylenişle ‘‘Süleyman’’a dönüştüğünü ifade eden yazar Kunar, açıklamasına şöyle devam etti: ‘‘Zamanla, Mezopotamya kavimlerince bu yıldız, ‘‘Süleyman’ın Yıldızı’’ olarak anılmıştır. Daha sonraları ise, 6. Yüzyıl’dan itibaren Hazar Denizi’nin kuzeyi ile Ural Dağları arasındaki steplerde imparatorluk kuran ve Musevi inancı kabul eden Hazar Türk İmparatorluğu’nun bayrağı oldu. Ünlü Türk gezgini Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde, Antalya’da Hazar Türklerinin torunları olan Karaylar’a rastladığını ve onların eski Antalya’da, 200 hanelik bir topluluk oluşturduklarını anlatır. Evliya Çelebi, Alanya’da çok miktarda Musevi Karay Türkleri’nin bulunduğunu bildirmektedir. Nitekim Antalya ve çevresine yerleşen Teke Türkmenleri’nden dolayı bu bölgenin adı Teke Sancağı olarak isimlendirilmiş ve 14 Mayıs 1373’te Teke Beyi Mehmet Bey, Antalya burçlarına beyaz zemin üzerine kırmızı altı köşeli yıldız ve uçlarında Müslüman Türk’leri de betimleyen altı adet hilal ekleyerek ve bayrak ucunda kutsallığı ve göksel ışığı betimleyen çift şerit eklenmiş Hazar Bayrağı’nı asmıştır.

4-) ÇOLPAN YILDIZININ TÜRK MİTOLOJİSİNDEKİ YERİ= Çolpan – Türk, Altay, Moğol ve Buryat mitolojilerinde Gezegenler Tanrısıdır. Colman, Çolbun, Çolmun, Çulban, Çolman ve Moğolcada Solbon, Solbun, Sulban olarak da bilinir.

Özellikleri
Gezegenleri yönetir ve birbirleriyle çarpışmadan hareket etmelerini sağlar. Adı gökyüzündeki en parlak gezegenlerden birine verilmiştir (Venüs). Türklerde Dişil olarak algılanmıştır. Esege Han’ın oğludur. Bir kelime benzerliği nedeniyle yanlış olarak “Çoban Yıldızı” dendiği de olur. Bir başka görüşe göre de Çobanların bu yıldızı yön bulmakta kullandığı ve bu nedenle de Çolpan’ın aynı zamanda bir Çoban Tanrısı olduğudur. Çoban kılığında dağlarda gezdiği söylenir.

Tançulpan
Tançulpan Hanım – Türk ve Altay mitolojisinde Orman Tanrıçası. Çolpan ile alakalı bir ruhtur. Orman Tanrısının kızı veya torunu olarak bilinir. Omzuna yeşil şal örter. Rüzgardan daha hafif bir elbisesi vardır ve tüm vücudu görünür. Başında çiçeklerden bir çelenk vardır. Neşeli bir genç kızdır. Şafak sökerken gezer ve Çolpan ile de akrabadır. Macarların şafak Tanrıçası Hajnal Anyácska’yı akla getirmektedir. Sözcük, Tan ve Çulpan kelimelerinin bileşik halidir. Türkçede Venüs gezegenine yaygın olarak “Tan Çulpanı (Tan Çolpanı)” denmektedir, dolayısıyla bu Tanrıça aslında Moğollarda erkek olan Çolpanın, Türk kültüründe dişil olarak algılanmasının bir sonucudur.

Etimoloji
(Çol/Çul/Sol/Sul) kökünden türemiştir. Eski Moğolca Solbun (gök cismi) sözcüğü ile bağlantılıdır.
Kaynak: Deniz Karakurt, Türk Söylence Sözlüğü)

5-) ED TAMGASI= 

ED tamgası Ön-Türkçe’de “ Var Etme, yaratma” anlamına gelir. KÜN-EKİ ( GÜN-AY, Güneş ve Ay ) sembolü içiçe, tersyüz iki üçgendir. Altı köşeli yıldız ( Hexagram ) olarak da bilinir.Bu şekli İdil-Oral ve Alplerde Kamunlar vadisinde, şu şekillerde görürüz.
 

 

EDİN-ER, EDİN-İR, DİNGİR, TENGİR, TENGRİ, TENRİ ve TANRI değişiminden geçmiştir. EDİN-ER, Sümercede TANRI demekti. Sonraki bin yıllarda DİNGİR de aynı anlamda kullanılmıştır.
EDİS kelimesi, M.Ö.3000’lerde Ege bölgemize ve Yunanistan’da varlık gösteren ve Ön-Türk olan Pelasglar’da Tanrı anlamına gelirdi. I O = ED IS ONG = Yaratma Başarısı = Yaratan demekti.
 
Ön-Türkçe’de UÇU-EKİ tanımlanır. “Gök İkilisi” anlamına gelir. M.Ö.3000 yıllarında Ortadoğu’ya indiği sanılmaktadır. Aslı bilinmediği fakat kutsal sayıldığı için İslamiyet’te Mühr-ü Süleyman, Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta Davud’un Yıldızı ( Star of David ) olarak bilinir. Selçuk ve Osmanlı sanatında, çiniler, tabaklar, sahan ve siniler üzerinde, tahta ve tavan süsleri arasında çok sık kullanılmıştır…
 
 
6-) MU KOZMİK DİYAGRAM=  Mu kıtası ile Alevilik arasındaki benzeşmeye belki başka bir zaman değineceğim fakat Atatürk Türkler’in kökenin Mu’da olduğuna inanıyordu. Bu konuda araştırma yapmış, raporlar hazırlatmıştı fakat ömrü yetmedi, çalışmalarını tamamlamaya. Bugün yerli ve yabancı pek çok kişi ve Türkolog, tarihçiler Türk Tarih Tezi üzerinde duruyorlar. Dayanak olarak da; Anadolu da yaşamış ve medeniyetler kurmuş insanların Orta Asya da ki Türkler ile inanç kültür-dil benzeşmeleri. Benim şu an ki konum farklı olduğundan eğer vaktim olursa ve kaynaklar da elime geçerse bir zaman oralara da değinirim. Yani umarım, söz vermeyeyim.!! Sonuçta ben uzman değilim. Anlattıkça, kavrıyorum, ilgilenen olursa da “okur” diye paylaşıyorum. Her neyse şimdi tekrar Mu kozmik diyagrama dönelim…
 
 

  Mu dini sembollerinin en önde geleni, “Mu Kozmik Diyagramı”dır. Bu diyagramda, tam merkezde bulunan daire Güneşin, “Ra” nın, yani tek Tanrının kolektif simgesidir. Üçgen içindeki daire, tanrının gözünün daima insanların üzerinde olduğunun, iç içe geçmiş iki üçgen, iyiliğin ve kötülüğün bir arada bulunduğunun simgesidir.
Bu üçgenlerden yukarı dönük olanı iyiye, yani Tanrıya ulaşmayı, aşağı bakanı ise yeniden doğuş yasası uyarınca geriye dönüşü simgeler. Her ikisinin bir arada oluşturduğu 
altı köşeli yıldız, adaletin sembolüdür. Ayrıca bu yıldızın her bir ucu bir fazileti sembolle anlatı ve insan ancak bu faziletlere sahip olunca Tanrıya ulaşabilecektir. Altı köşeli yıldızın dışındaki çember, dünyadan başka alemlerin de bulunduğunu, bunun dışındaki 12 fisto ise, insanın uzak durması gereken 12 kötü eğilimi simgeler. İnsan ruhu, diğer alemlere geçmeden önce, bu 12 dünyasal kötü eğilimden kurtulmak zorundadır.
Aşağı doğru inen sekiz şeritli yol ise, ruhun Tanrıya ulaşması için tırmanması gereken aşamaların ifadesidir. Ruh, en alt kademeden, cansız varlıktan mükemmele, yani Kamil İnsan’a, Kozmik İnsan’a, ulaşmak zorundadır.
  Naacal mabetlerinde ay, bir sembol olarak güneşin hemen yanında yer alır. Hem baba, hem ana olan Tanrının eril sembolü güneş ise, dişil sembolü de ay’dır. Kozmik diyagram üzerinde de görüleceği gibi üçgenin ve üç sayısının Naacal öğretisindeki yeri büyüktür. Üç sayısına verilen önem Mu kıtasının kendisinden kaynaklanmaktadır. Mu kıtası üç parçadan oluşmuş, ve aralarında boğazların bulunduğu adalar topluluğudur. Bu nedenle üçgen, hem Mu kıtasını, hem de, Tanrının eril ve dişil yönleri ile onlardan südur eden İlahi Kelamı, yani evreni simgeler.

  Üçgen içindeki göz, ana kaynağın, yani Tanrının, varlığını insan üzerinde daima hissettirdiğini, bir biçimde onu gözlediğini simgeler. Bu sembol, Osiris ile önce Atlantis’e buradan Hermes ile Mısır’a, Mısır’dan Yunanistan’a ve nihayet günümüzde Masonluğa kadar ulaşmıştır.
  Birçok sembol gibi, Ezoterik Sırlar Öğretisinin üyelerini kabul ettiği inisiyasyon törenlerinin kökeni de, Mu Naacal okulundadır. Değişik örgütlenmeler vasıtasıyla günümüze kadar ulaşmış bu inisiyasyon töreninde aday, uzun bir hazırlık ve soruşturma döneminden sonra, layık görülmesi halinde kardeşliğe kabul edilirdi. Naacal kardeşlik örgütüne üyelerin seçilerek alındıkları dışında, kabul töreni ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmamakta. Ancak, Naacal kardeşliğinin son durağı olarak da kabul edilebilecek Mısır’ın Hermetik kardeşliğine kabul töreninin Naacal’ lerin uyguladıkları törenden daha farklı olduğunu varsaymak için hiçbir neden yoktur. Bu törenin ayrıntıları Mısır uygarlığının incelenmesi ile netleşebilir.

 Mu dininin dört temel kavramı vardır;

1-Tanrı tektir. Her şey ondan varolmuştur ve ona dönecektir.
2-Ruh ile beden birbirinden ayrıdır. Beden ölür ve ayrışırken ruh ölmez.

3- Ruh, mükemmelliğe ulaşmak için değişik bedenlerde yeniden doğar.
4- Mükemmelliğe ulaşan ruh Tanrıya döner ve onunla birleşir.

  Şimdi Mu ve Atlantis döneminden kalan bazı kutsal sembollerin incelemesini yapalım. Özellikle zamanımızda kullanılan bazı sembollerin aslında ne kadar eski kökene dayandığını ve anlamlarını ne kadar hatalı bildiğimizi görelim.
Önce Mu Kraliyet Armasını inceleyelim. Bu armadaki şekillerin büyük bir bölümü, Hintliler, Maoriler, Nevada ve Meksika yerlileri, Guatamalılar ve Gobi çölünde yaşamış bazı topluluklar tarafından kullanılmıştır. Aşağıda Mu Kraliyet Arması görülmektedir. Bu armayı bölüm bölüm incelersek;  En dışta yer alan bölüm, Mu alfabesindeki M şeklidir ve ayrıca bu kıtanın simgesel harfidir. Harfin Mu dilindeki okunuşu da “Mu” olarak söylenir. Bu şekil aynı zamanda yedi rakamındaki şeklin benzeridir ve tekamül yasalarını hatırlatır. M harfinin Maya ve Mısır alfabesinde Ma olarak okunduğu ve Maya kökenli olduğu da söylenir.

  Armanın merkezindeki hiyeroglif şekil “U-lu-mil” olarak okunur, ki “ ….. İmparatorluğu” demektir. Bu şekil aynı zamanda dört sayısını ve dört gücü de ifade etmektedir.

Hiyeroglif şekli çevreleyen daire, güneşi temsil eder. Bu hiyeroglif ile birlikte “Güneş İmparatorluğu”denebilir. En dıştaki şekil ile üçü bir arada “Mu güneş İmparatorluğu” anlamına gelir.

  Armanın içindeki sekiz köşeli yıldız, sekiz temel noktayı simgeler ve Mu’nun dünyanın her yanına hakim olduğunu gösterir. Çevresindeki daire ise, bir evren sembolüdür. Bu evren insanındır. Mu’nun ışınları, etkisi bütün insanlığa ulaşmıştır denilmektedir.

  Mu Kraliyet Arması’ndaki şekillerin halen pek çok yaşayan kültürde, üstelik aynı anlam bütünlüğünde kullanılması ilginçtir. İşte bu gördüğümüz sembollerin kökeninde yatan gerçek anlamlar Mu Kıtasından bu yana pek çok uygarlığa ve günümüze uzanmaktadır.
Bugün özellikle Japonya’nın bayrağındaki güneş şekli ve kendilerini “Güneş İmparatoru” olarak anmalarının kökeninde bu nedenler yatmaktadır. Büyük ve eski bir uygarlığın kültür kalıntılarıdır bunlar.

Şimdi de yine Mu’dan kalan “Mu Kozmik Diyagramı” nı inceleyelim. Bunu önce bir bütün olarak gördükten sonra, parça parça anlamlarına değinelim.

  Önce aşağı doğru inen mavi renk tonlarıyla verilen sekiz şerit ile başlayalım. Bu sekiz şeridin her biri ruhun tanrıya ulaşması için tırmanması gereken aşamaları ifade eder. Ruh en alt kademeden, yani cansız varlıktan mükemmele, yani kamil-olgun insana ulaşmak zorundadır. Bu bölümde ruhun ölümsüzlüğü ve tekamülü için yeniden doğuşu anlatılmak istenmektedir. Bu sekiz yol, Buda’nın öğrettiği sekiz bilgeliğin hemen hemen aynısıdır.
Altı köşeli yıldızın çevresindeki çember, dünyadan başka alemlerin de bulunduğunu, bunun dışındaki 12 fisto ise, insanın uzak durması gereken 12 kötü eğilimi simgeler. İnsan ruhu, diğer alemlere geçmeden önce, bu dünyasal 12 kötü eğilimden kurtulmak zorundadır. Bu 12 kötü eğilim iğvanın simgeleştirilmiş halidir.

  Çemberin içinde daha önce de bahsetmiş olduğumuz çok önemli bir sembol olan altı köşeli yıldız vardır. Bunu Yahudi dinine mensup kişiler kendilerine aitmiş gibi göstermekle birlikte sembolün kökeni kadim uygarlıklara dayanır. Bu Adalet Yıldızı’dır ve iyilik ile kötülüğün bir arada bulunduğunun simgesidir. Üçgenlerden yukarı dönük olanı iyiye, yanı tanrıya ulaşmayı, aşağı bakanı ise yeniden doğuş yasası uyarınca geriye dönüşü anlatır. Ayrıca yıldızın altı köşesi, insanın tanrıya ulaşması için sahip olması gereken faziletlerini gösterir. Yıldızın ortasındaki daire güneşin, “Ra” nın, yani tek tanrının kolektif simgesidir. Üçgen içindeki daire, tanrının gözünün daima insanların üzerinde olduğunun simgesidir. Üçgen içindeki daire yerine göz sembolünün de kullanıldığını söylemiştik. Bu sembol, Osiris ile Atlantis’e, buradan Hermes ile Mısır’a, Mısır’dan Pisagor ile Yunanistan’a ve nihayet günümüze ulaşmıştır.

Görüldüğü gibi Mu’nun en önemli sembolü olan Mu Kozmik Diyagramı bize, kamil insan olma, tanrıyla bir olma yolunu çizmekte. Bütün dinlerin esasında olan genel yaklaşımları ve tanrının tekliğini bir sembolde anlatılabilmektedir Bize Mu’dan kalan bir sembolünde, dört temel gücü simgeleyen haç olduğunu görüyoruz. Yapılan kazılarda çok değişik haç sembollerine rastlanmıştır. Bu haçlardan bazılarının uçlarının sağa, bazılarının ise sola kıvrık olduğunu görüyoruz.

  Tarihte ‘Gamalı Haç’ olarak da bilinen Hitler’in uçları sağa kıvrık haçı rasgele seçilmiş bir sembol değildir. Zira uçları sola kıvrık haç mutluluğun, iyiliğin gücünü simgelerken, uçları sağa kıvrık haç ise mutsuzluğu ve kötülüğü simgelemektedir. Haç sembolü daha sonra Hıristiyanlar tarafından kullanılmış fakat dört gücü simgelediği unutulmuş ve yerine ikincil sembol olan İsa’nın çarmıha gerilmesini kutsanmak için kullanılmıştır. Görüldüğü gibi bu sembol de asıl anlamının dışında kullanılmakta veya bizler onu bu şekilde öğrenmekteyiz. Bunun dışında birleşik semboller üzerinde oynamalar ile iyi veya kötü amaçlı etkilemeler yapmanın mümkün olduğunu tüm ezoterik metinlerde hep söylüyoruz.

Örneğin beş köşeli yıldız ki bizim de bayrağımızda bulunan çok değerli bir semboldür, etrafına çizilen bir çember ile şeytana tapanların simgesi olarak kullanılır. Aynı şekilde altı köşeli yıldızın içine konulan ters duran haç ve bunların yine bir çember içine alınmasıyla şeytana tapanların simgelerinden birini elde ederiz. Bu nedenle sembolleri doğru tanımlamak ve iyi tanımak gerekir. Aynı sembolü küçük nüans çeşitliliği ile  pozitif ve negatif kutuplar günümüzde de kullanmaktadır. Bu gözlemi yaparsak iyi ve kötüyü çok rahat ayırabiliriz.

  Sembollere ilgi duyanların bu bilgilerini arttırmaları ezoterizm araştırmaları için çok gerekli, çünkü yaşamın içinde bazen öyle ilginç olaylar, rüyalar, vizyonlar görülüyor ki, bunların asıl nedenini anlamak için sembolleri ve bize iletilmek istenen mesajları anlamak gerekiyor. Sembol dilinden anlayanlar için yaşam farklı bir boyut, farklı bir tat kazanır. Çünkü herkesin göremediğini görebilir, yaşamın o an size vermek istediğini ve olayların arkasında yatan gerçeklerin neler olduğunu bulabilirsiniz. Eşzamanlılıkların ve paralel evrenin sembollerini iyi anlamanın başka hiçbir yolu yok ki!. Kaynak= Batık Ülke Mu Uygarlığı- Hans Stephan Santesson- Ruh ve Madde Yay http://www.astroset.com/bireysel_gelisim/kadim/k_u8.htm

 7-) SONUÇ=  Görüldüğü üzere semboller zamanla asıl kullanım alanı dışına kaymış ve her millet kendi görüşleri çerçevesinde bir yol oluşturup ona göre anlamlar yüklemiştir. Bugün hangi değerleri taşırsa taşısın. Geçmişin izleri hep üzerinde olacaktır. Her kesimin yaklaşımına saygı duyarak ve atfettikleri duyguları önemseyerek bir karşılaştırma yaptığımızda açıkça ortaya çıkan şu ki; bu sembol ve ona benzer daha niceleri hep aynı yerden coğrafyalara yayılmış. Bunun artık bir önemi olsun veya olmasın, herkes ne amaçla sahiplenirse o derece güzel bir bakış açısı çıkmış. Tabii art niyetle kullananlar da var onu ayrı tutuyorum.
 
En iyisi bu makaleyi bir deyişle bitireyim. Hem içinde barındırdığı görsel sembolleri, hem de gayet batini sözler içeriyor;
 
Özlem Taner- Lamekandan İçeri ; http://www.youtube.com/watch?v=WHcvzpBwyEs Burada Yaratıcı’nın betimlemesi yapılmış. Yani O’ sanki kendini anlatıyormuş gibi yazılmış. Hem her şeyle bir ve bütün olduğunu, hem de din-iman, küfr-mümin ayrımının kendisinde olmadığını anlatmışlar. Velhasıl kelam çok güzel bir deyiş,. Aşk ola. Hû… 
 
NOT= Her zaman, her türlü öneri, görüş ve eleştirilerinize açığım. Görüşmek üzere…
 
Reklamlar